21 Şubat '17,Salı
Üyelikİş İlanları
Yardım
  Eğitim Grupları BK Anasayfa Soru Sor Ders Yaz İpucu Yaz Örnek Uyg. Yaz Öneri Yaz
Favorilerime Ekle!
   
     Üniversite  > Dersler Üniversite Puanınız: 0 kp

Konu:
Soru Başlığınız:
Sorunuz:
Derecesi:
 

 

 

Geriye dönmek için tıklayın! Sayfayı yenilemek için tıklayın!
Yazan: manager Puan : 50 kp 18 Ocak '06 04:52  
 
Bölüm 1

Elektrik-Elektronik Mühendisliği ve Mühendislik-Uygarlık Tarihi Bağlantısı
1.1 Meslek Olarak Elektronik Mühendisliği
Meslek olabilmenin belirli koşulları vardır. Bu koşullar tüm meslekler için geçerlidir. Belirlenen koşullar şunlardır ;
Biçimsel bir eğitim ve öğretim görülmüş olması,
Öğrenim ve eğitimi izleyen bir stajyerlik devresi geçirilmiş olması,
Bir meslek mensubu olarak topluma ve meslektaşlarına karşı sorumluluk duyulması
Meslek standartlarının bir üst kuruluş tarafından belirlenmesi

Elektrik-Elektronik mühendisliği bu koşullar açısından incelendiğinde izleyen yargılara varılabilir:

Elektrik-Elektronik Mühendisliği olabilmek için ilk ve orta öğretimden sonra Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun olmak gerekmektedir. Böylece bilimsel bir öğrenim ve eğitim görülmüş olunacaktır.

Mesleklerin stajyerliği biçimsel öğrenim ve eğitim sırasın da verilen kuramsal bilgilerin uygulamalarının nasıl yapılacağının üretim sistemlerinde bizzat yaşayarak ve görerek öğrenilmesidir. Diğer mühendislik dallarında olduğu gibi, Elektrik-Elektronik mühendisliğinde de üniversite eğitimi sırasında stajyerlik çalışması yapılmaktadır. Ayrıca üniversite öğreniminin son yarıyılında yapılan bazı çalışmalarda bir anlamda stajyerlik olmaktadır. Bazı ülkelerde stajyerlik çalışmaları ise öğrenim sırasında değil, öğrenim tamamlandıktan sonra yapılmaktadır.

Toplumlarda belirli işlerin ancak belli mesleğe mensup kişiler tarafından yapılabiliyor olması veya yapılmasına izin veriliyor olması o meslek mensuplarına çok önemli sorumluluklar yüklenmektedir. Böylece toplumsal yaşamdaki işlevler koşulların elverdiğince en iyi şekilde gerçekleştirilip, genelde kıt olan kaynakların israf edilmeleri de önlenmiş olacaktır. Üretim sistemlerinin tasarımında ve işletiminin kontrolünde, insancıl boyutları da göz önüne alarak, önemli işlevleri gerçekleştirmeye aday olan Elektrik-Elektronik mühendisleri, bu işlevlerin en iyi şekilde gerçekleştirilmesinde topluma ve meslektaşlarına karşı kendilerini sorumlu hissetmeli ve buna göre davranış biçimlerini belirlemelidirler. Bu konudaki denetimlerin günümüz yasa ve yönetmelikleri çerçevesinde Elektrik-Elektronik mühendislerinin de üyesi bulunduğu meslek kuruluşu olan Türkiye Elektrik Mühendisleri Odası tarafından yapılması öngörülmektedir.

Elektrik-Elektronik mühendisliğinin meslek standartları, başka bir deyişle bir Elektrik-Elektronik mühendisinin taşıması gereken nitelikler, üniversitelerin ilgili birimlerince belirlenmektedir. Bu konuda bilimsel bir niteliğe sahip olan Yöneylem Araştırması Derneği'nin de önemli katkıları olmaktadır. Ancak, Türkiye genelinde üniversitelerdeki Elektrik-Elektronik mühendisliği ders programları incelendiğinde bazı farklılıklar olduğu görülmektedir. Zamanla bu farklılıkların azalacağı, farkların doğal şekilde olacağı veya daha açık bir deyişle ülke gereksinimlerine daha uygun nitelikleri taşıyan Elektrik-Elektronik mühendislerinin işletmelerde yer alacağı ümit edilebilir.

1.2 Mühendisliğin Ortaya Çıkışı ve Gelişimi ve Uygarlık Tarihi ile Bağlantısı
Mühendislik mesleğinin kişiliğine kavuşması ve belli standartlara uyması 19. yüzyılda gerçekleşmiş olmakla birlikte mühendislik faaliyetleri medeniyetle hemen hemen aynı yaştadır. Hatta uygarlık tarihi ile mühendislik tarihinin aynı olduğu bile söylenebilir.

Bir önceki kesimde genel çizgileriyle açıklanan meslek olabilmenin koşulları göz önüne alındığında, ilk mühendislik mesleğinin makine mühendisliği olduğu görülmektedir. Bunun tarihi ise, Amerika Makine Mühendisleri Odasının kuruluş tarihi olan 1880 dir. Bunu izleyen meslek kuruluşları ise, 1884 te Elektrik Mühendisliği ve 1908'de Kimya Mühendisliği olmuştur.

Mühendisliğin öngörülen niteliklere sahip bir meslek olarak geçmişi yüzyıldan fazla olmakla birlikte, mühendislik faaliyetlerinin çok daha uzun bir geçmişe sahip olduğu inkâr edilmesi mümkün olmayan bir gerçektir. Bunu en belirgin kanıtlarını Eski Mısır'da görmek mümkündür.

Eski Mısır'daki sulama kanalları İnşaat Mühendisliğinin en ilginç örnekleri sergilemektedir. Bunun yanı sıra tasarım, projeleme, örgütleme ve proje kontrolü açılarından, manivela dışında hiçbir mekanik aracın bulunmadığı bir ortamda yapılan piramitlerin inşaatları tüm zamanların en iyi mühendislik çalışmaları olarak görülmektedir. Her biri 2.5 ton ağırlığındaki 2 300 000 bloktan oluşan bir piramidin bugünün olanakları ile yapılması bile oldukça zor bir iştir.

Bu olayları izleyen yıllarda ve çağlarda, insanların ve toplumların yaşam savaşı içinde bilim ve onun çeşitli konulardaki uygulamaları olan mühendislikte artan bir hızda gelişmeler olmuştur. Mühendislikteki gelişmeler artan bir hızla sürmektedir.






















Bölüm 2
MEDENİYET (UYGARLIK)

Şehirlilik, şehre has yaşam tarzını ifade eden bir kavramdır. Arapça, şehir anlamındaki "Medine" kelimesinden türetilmiştir. Tanzimatçılar tarafından batıdaki "civilisation” tabirini karşılayan bir kelime olarak Türkçeye sokulmuştur.

Medeniyet kavramının bir çok tanımı yapılmış olup, bunların herbiri, birbirinden farklıdır. Bu tanımlardan bazıları kültürü de medeniyet kavramı içinde ele alır. Ancak kültür, bir milletin yaşamasını kolaylaştıracak olan bilgi birikimi; medeniyet de, bu kültürün maddî alanda ortaya çıkışıdır. Yani medeniyet, bir anlamda maddî kültürdür.

Toplumların, gayelerine ulaşmak için birer vasıta olarak kullandıkları sosyal, hukuk ve ticarî kurallar da medeniyetin bir parçasıdır. Atilla İlhanın Tarih X Toplum = Medeniyet başlıklı makalesinden alınan şu paragraf da Medeniyetin tanımına güzel bir örnektir

“ Alliance Française 'deki lisan dersinden çıkmış, Raspail Bulvarı 'ndan, Montparnasse 'a yürüyordum; camları jilet gibi çizen, ince bir yağmur yağıyor; Tabiatın Diyalektiği' ni okuduğum sıralardı; birdenbire, medeniyet'i yaratan ana çelişki, gözlerime bütün açıklığıyla görünmüştü: ''Tabiat (tez) x Toplum (Anti Tez) = Medeniyet (Sentez)'' . Başka türlü söylersek, 'Medeniyet'i var eden, insanların Tabiat'la 'çatışması', bir manada onu 'Düzeltmesi'dir. Hangi 'yüksek' medeniyet ülkesinde, Tabiat, eski halindedir ki? ”

Eski Sümer, Babil, Asur, Mısır, Yunan ve Roma medeniyetleri tarihteki medeniyetlerden bazılarıdır. Türk Medeniyeti Tarihi üzerinde çalışmalar ve araştırmalar devam etmektedir.

Bazı kaynaklar Sümerlerin de Türk olduklarını iddia etmektedirler. Bu iddiayı eski Sümer alfabesindeki yaklaşık olarak 300 kadar kelimenin Türk dilinde de bulunmasına ve yaşayışlarının Türklerin yaşayışıyla benzerliklerine dayandırmaktadırlar. Türk Medeniyeti ödevin üçüncü bölümünde detaylı olarak incelenmiştir.
















Bölüm 3
TÜRK MEDENİYETİ
Bugüne kadar ilk Türk siyasî kuruluşu olarak kabul edilen Büyük Hun imparatorluğu ile ilgili en eski yazılı belge, M.Ö. 318 yılından öteye gitmiyordu. Bu, Hunların komşu bir devletle yaptığı bir anlaşma belgesidir. Türklerin tarihî devri, en erken işte bu dönemde, yani M.Ö. 318 yılında başlatılıyordu. O tarihte bir antlaşma imzalayan bir devletin ondan önceki dönemi karanlıktı. Büyük Hun İmparatorluğu M.S. 58 yılına kadar devam etmiş, bu tarihte Güney ve Kuzey Hunları (Doğu ve Batı Hunları) olarak ikiye bölünmüştü.

Bu kadar büyük ve uzun ömürlü bir devlet kuran Hunlardan kalma yazılı belgeler de yoktu elimizde. Oysa Hunların, hele Batı Hunlarının kendi yazıları olduğunu, kendi dillerinde yazışmalar yaptıklarını çok iyi biliyoruz.
Yazılı belge olmadığı gibi, medeniyet seviyesinin ve hayat tarzının göstergeleri olan kalıntılara, eserlere de, yakın zamanlara kadar rastlanmamıştı.
Yakın zamanlara kadar en eski Türk anıtları olarak "Orhun Anıtları"nı, Türk yazı dilinin en eski örneği olarak da bu anıtlardaki yazıları ve "Yenisey Kitabeleri"ni biliyorduk. Bunlar da bizi ancak on üç asır öteye götürüyordu.
Destanlarımız da tarihini bildiğimiz Türk devletlerinin kuruluş dönemlerinden daha ötelere pek uzanmıyordu. Oğuz Kağan destanı Hun Türklerinin, Manas destanı Kırgız Türklerinin, Ergenekon destanı Gök-Türklerin idi. Öteki destanlarımız ise yine tarihlerini bildiğimiz Türk kavimlerine aitti ve bizi o Türk devletlerinin yaşadığı devirlerden daha uzaklara pek ulaştırmıyordu.
2500 yıl önceki Türk yazısı
Türk yazı dilini 2500 yıl öncesine götüren belge Alma-Ata'nın 50 km. kadar yakınında, Isık Göl civarındaki Esik kurganında bulundu. Açılan mezardan çıkan eşya göz kamaştırıcı idi. Bir Türk tiginine (prensine) ait olduğu anlaşılan bu mezara prens altın elbisesi, altın tacı ile gömülmüştür. Mısır firavunu Tutankamon'un mezarından sonra en çok altın bu Türk prensinin mezarında bulundu. Tam 4.800 parça altın vardı. Fakat tarih için, Türk tarihi için, eşsiz değerdeki belgeler ne bu altınlardı ne de öteki eşyalar. Eşsiz değerdeki belge, yarısı okside olmuş bir gümüş ta-bağın üzerindeki iki satırlık yazı idi. Bu yazı, bu mezardan 1250 yıl sonra dikilmiş Orhun âbidelerindeki Gök-Türk harfleriyle yazılmıştı, yani Türkçe idi. Okundu, tercüme edildi. Yapılan radyo-karbonik tahlilden, Orhun hurufatlı yazının M.Ö. 5. yüzyıla ait olduğu anlaşıldı.
Esik'teki kazı 1970'te başladı ve devam ediyor. Civarda yağmalanmış başka mezarlar da bulundu, ama yağmalanmamış başka höyüklerin varlığı da anlaşılmış bulunuyor. Bunlar er-geç ortaya çıkarılacak.



İmparatorun ordusu bulununca
Çinliler, 10 yıl kadar önce yaptıkları bir kazıda yüzlerce heykel buldular. Bunlar atları ve silâhları ile Çin süvarilerini gösteriyor. Hepsi bir arada ve teftiş için sıralanmış gibi bir hizada idiler. Bunlara "İmparatorun ordusu" denildi. Şu olay, Çin hükümetini tarih araştırmaları için daha büyük ödenek ayırmaya şevketti ve çok büyük şehirler olduğu anlaşılan üç büyük tepede kazı yapmayı-programlarına aldılar. Bu tepelerden biri Hun Türklerinin uzun zaman egemen oldukları bölgededir ve onlardan kalma olduğu bilinmektedir. Hem Çin, hem de başka ülkelerin 'tarihçileri buradan Türk tarihi için çok önemli belgelerin çıkacağını söylüyorlar.

Japon Türkologların gayreti

Bilindiği gibi eski Türklerle ilgili en önemli kayıtlar Çin arşivlerinde, Çin yazmalarında bulunuyor. Bu eski Çin yazmalarını okuyacak, inceleyip sonuçlar çıkaracak Türk bilim adamları maalesef henüz yok. Fakat, bir başka ülkenin Türkologları eski Çin kaynaklarını incelemeye başlamış bulunuyorlar ki "müjdeli haber" dediğimiz olay işte budur: Tokyo'daki Nihon Üniversitesi'nin Türkoloji bölümünde 300 Japon genci Türkolog olmak için öğrenim görüyor. Bunların 150'si İslâmiyetten sonraki Türk tarihini ve Türkçesini öğreniyorlar. Mezunlardan 30 Japon genci Çin kaynaklarında eski Türklere ait belgeleri araştırmaya başlamış bulunuyorlar.
Nihon Üniversitesi Türkoloji Bölümü'nün başkanlığını yapan Sayın Prof. Dr. Masao Mori, en seçkin öğrencilerini Türk tarihinin erken çağları üzerinde araştırma yapmaları için Çin'e göndermeye devam edeceklerini kendisiyle Tokyo'da görüşen Sayın Ahmet Kabaklı'ya söylemiş ve şunları ilâve etmiştir : "Eski Türkçeyi olduğu gibi eski Çinceyi de çok iyi bilen bu gençlerimiz, herhalde Türk tarihini aydınlatacak güneş sayfaları bulup çıkaracaklardır..."

Türkler hiçbir zaman putlara, kurtlara, kuşlara tapmadılar
Türkler hiçbir zaman puta tapmadılar. Putlarını kendileri yapan, yaptıklarına tapan insanlar olmadılar. Bilinen bir gerçektir ki puta tapmış olan eski milletler (devletler, imparatorluklar), meselâ Sümerler, Mısırlılar, Yunanlılar, Romalılar, İranlılar, Mayalar, Aztekler vb... en güzel, en büyük heykelleri, anıtları putları için, en büyük tapınakları bu putlara adamak ve onları korumak için yaptılar. Türkler ise, cansız putlara tapmadıkları gibi canlı varlıklara da, meselâ hayvanlara, kurda, kuşa da tapmadılar. Onun için de putlar ve bu putlara adanan tapınaklar yapmadılar. Eski Türklerin tabgu'ları, yani taptıkları (1) başka idi. Türkler, yeri ve göğü yaradanın, dünyayı mesken tutmuş putlar ya da yerle gök arasında dolaşan, insanlaşan hayal varlıklar olamayacağını seziyor, anlıyor, biliyorlardı. İnanç konusunda sürekli bir arayış içinde idiler. Onun içindir ki 9. yüzyılda Jslâmiyetle karşılaşınca, hiçbir baskı ve zorlama olmadan, onu, gönüller dolusu bir coşku ile benimseyecek, olanca güçleriyle savunmaya ve yaymaya çalışacak, en güzel mabetlerini bu din için yapacaklardı.

Putlara, hayvanlara, insanlaşan hayal varlıklara tapmayan, totemci olmayan Türklerin tabguları (tabuları) yok muydu? Elbette Türklerin de İslâmiyet kucaklamadan önce, inandıkları bir din, bir inanç sistemi vardı. Tarihte, hak olsun, batıl olsun, inancı olmayan bir toplum düşünülemez. Fakat tekrar ediyoruz, Türkler hiçbir zaman putlara, kurtlara, kuşlara tapmamış, totemci olmamışlardır. Bu bir iddia değil, birçok bilim adamının en sağlam delillerle ispatladıkları bir gerçektir.
Eski Türklerin totemci olmadıkları artık kesin olarak ispatlanmıştır. Totemciliğin bir inanç sistemi olarak görünmesi için, sosyal ve hukukî bazı şartların da olması gerekir. Totemci klan, totem saydığı şeye tapar. Türkler ise kurt veya kuşa tapmaz. Totemci toplum ruhun ölmezliğine inanmaz, eski Türkler için ruh ölümsüz idi. Totemci klanda ekonomi asalaktır, avcılığa ve emek vermeden devşirilen bitkilere dayanır. Eski Türklerin ekonomisi hayvan besiciliğine, çobanlığa ve tarıma dayanıyordu. Totemcilikte mülkiyet ortaklığı vardır, eski Türklerde özel mülkiyet hukuku vardı.
Türkçede din adamına verilen "kam" ismi ile, Hint-iran kökenli bir kelime olan "şaman"ın aynı kökten sanılması, uzun süre samanlığın Türk inanç sistemi arasında sayılması gibi bir yanılgıya sebep olmuştur. Samanlığın etkisi altında kalan Türkler, meselâ Gök-Türkler, onu bir din olmaktan ziyade, bir sihir, bir büyü gibi kabul etmişlerdi.

Eski Türkler nelere taparlardı
Konu üzerinde derin araştırma yapan tarihçiler, Türk inanç sistemini üç noktada topluyorlar. Şimdi bunlar üzerinde kısaca duralım:
• Tabiat kuvvetlerine inanma
Eski Türkler bazı coğrafya engebelerinin, meselâ dağların, yüksek kayaların, su kaynaklarının, ırmakların, denizin, ormanın, demir kılıcın vb. gizli kuvvetleri olduğuna, ruh taşıdıklarına inanırlardı. Onlara göre, ay, güneş, gök gürlemesi ve şimşeğin de ruhları vardı. Bu ruhlar erkek ve kadın olabiliyordu. Erkek tanrıların yanındaki kadın tanrıya yani tanrıçaya "Umay" diyorlardı. Ruh taşıyan yer ve su kuvvetlerine genel olarak "Yer-Su"lar (Gök-Türkler 'Yer-Sub', Uygurlar 'Yer-Suv') diyor ve bunları kutlu sayıyorlardı. Bunlar yurt varlıkları oldukları için de kutsaldılar. Gök-Türk kitabelerinde adı geçen iduk yani kutsal yerler "İduk ötüken" ve "Tamıg İduk baş", yani Tamıg suyunun kutsal başı (kaynağı) sayılıyor.
"Yer-Su"lar inanılan kutlu varlıklar, ruhlar idi ama, maddî değil manevî güç idiler. Onun için bunların da heykelleri, putları, tapınakları yapılamazdı.
• Atalar kültü
Eski Türklerin ikinci inanç sistemi Atalar kültü idi. Türkler atalarına derin saygı gösterir, onlar için büyük mezarlar yapar, anıtlar, yazılı taşlar dikerlerdi, işte eski Türklerin bıraktıkları yapılar, anıtlar bu mezarlardır ve bunlar Orhun Âbideleri'nden ibaret değildir. Esik kurganındaki Altın Elbiseli Adamın mezarı gibi daha nicelerinin olduğu anlaşılmıştır ve kazılar devam etmektedir.
Fakat eski Türkler ölen büyüklerini bütün değerli eşyaları, altınları, mücevherleri, bindiği atların altın süslemeli koşumları ve hatta atları ile gömerler, bunları kutsal sayar, korurlardı. Mezarları açanın cezası ölümdü. Türk büyüklerinin mezarlarını soyan komşu devletlerle, meselâ Moğollar ve Çinlilerle savaşırlardı. Bizans'ın Margos piskoposu Hun hükümdar ailesinin mezarını soymuş ve bu yüzden Attila Bizans'a savaş ilân etmişti.

•Gök-Tanrı
Türklerin asıl dini, gerçekten taptıkları, "Gök-Tanrı" idi. Bütün eski Türklerin ana kültü bu idi. Eski Türkler için Güneş, Ay ve yıldızlar Tanrı değil, sadece birer aziz idiler. Tanrı ise bütün gökyüzü idi ve bu tanrı yere ve göklere hâkimdi. Yedinci yüzyılda yaşamış ve eser bırakmış Bizanslı tarihçi Simokattes, "Eski Türkler yalnız, evrenin yaratıcısı olarak bildikleri ve tek ulu kudret olarak kabul ettikleri Gök Tann'ya tapınışlardır" diyor.

Gök-Tanrı evrenseldir. Şafağı söktüren, bitkiye hayat veren, insanlara canlarını bağışlayan, dilediği zaman geri alan, cezalandıran, affeden odur. Yalvaranın ömrünü uzatır, atlarını çoğaltır, kuzunun yakarışını bile duyar. O her şeyi görür, bilir ve iradesine karşı gelinmez. Türk milletinin başına kağanı o tayin eder. Kağana güç veren de odur.
Gökyüzü bir bütün ve tam olduğu, tek ve mükemmel olduğu için, inandıkları Tanrı'ya da "Gök Tanrı" diyen eski Türkler, elbette onu belli boyutlar içinde tecessüm ettiremez, put gibi küçültemez, bütün gökyüzünü sığdıracakları tapınağı düşünemezlerdi. Onun içindir ki eski Türkler büyük tapınak yapmamış, günümüze böyle bir yapı bırakmamışlardır. Ve yine bütün bunlar içindir ki Türkler, İslâmiyetle karşılaşınca, onu kolayca ve coşku ile benimsemişler, bundan sonra en güzel ve muhteşem mâbedleri yapmışlardır.
İbni Haldun'un yanılgısı

İbni Haldun'un toplumları "bedevî" ve "medenî" olarak iki ana gruba ayırmasını, bedevilerin medeniyet kuramadıklarını, tarihsiz olduklarını, Türklerin de bedevî oldukları için medeniyet kuramadıklarını ve tarihsiz olduklarını söylemiş olması, birçok tarihçiyi yanılttı. Bu büyük yanılgıyı uzun süre gerçek saydılar. Oysa İbni Haldun, bir "bozkır medeniyeti"nin varlığından, Türk tarihinden habersizdi. Bozkır iklimi ile çöl iklimini, bozkırdaki göçebelikle Arabistan ya da Afrika çölündeki göçebeliği, hatta Afrika ormanlarına sıkışmış kabilelerin göçebeliğini bir saymıştı. Aradaki büyük farkı bilmiyordu. Yaygın ve gerçek anlamı ile göçebelik, bir toplumun toprağı işlemeden, zanaat ya da sanatla uğraşmadan, sadece hayvan besleyerek bir yerden başka yere sürekli göç etmesi, hayvancılıkla, avcılıkla, yenebilir otları ve meyveleri toplamakla (la chasse et la cueillette) geçinen toplumlardır. Bunlar gerçekten medeniyet kuramamışlardır.

Bozkırda yaşayan Türkler ise, besicilik yapmış, demiri, çeliği, altını işlemiş, toprağı ekmiş, bark yapmış, kurgan yapmış, anıt dikmiştir. Teşkilatçılığı sayesinde de birçok devletler kurmuştur. Gerçek göçebe toplumlarda bu özellikler yoktur. Onlarda ne bir Esik kurganı, ne Pazırık kurganları, ne bir Altın Elbiseli Adam, ne bir Orhun Anıtı, ne de cihangir hükümdarlar vardır.










Bölüm 4
4.1 ANADOLU UYGARLIKLARI
Anadolu, iklimi, jeopolitik konumu tarım, hayvancılık ve ticarete elverişli oluşu, gôç yolları üzerinde bulunması nedeniyle ilkçağda ônemli bir konuma sahiptir .Çeşitli uygarlıkların kurulduğu bir bölgedir.
Anadolu'da Tarih öncesinde de önemli yerleşim birimleri kurulmuştur . Antalya yakınlarında Karain, Bel dibi ve Belbaşı mağaraları, Antakya'daki Mağaracık yontma taş devrine uzanan en eski yerleşme yerleridir . Cilalı taş devrinde ise Çatal höyük, Hacılar, Beyce sultan yerleşim merkezleridir. Maden devrinde ise Truva, Alişar ve Alacahöyük önemli merkezlerdir .
Anadolu;
Ticaret ve göç yolları üzerinde olması, verimli topraklara sahip olması, iklim koşulları Coğrafi konumu gibi nedenlerle değişik kavimlerin istila ettikleri ve yerleştikleri bir bölge olmuştur. Yontma Taş Devri'ne ait Antalya Karain Mağarası, Cilalı Taş Devri'ne ait Konya Çatalhöyük, Maden Devri'ne ait Çanakkale Truva, Konya Karahöyük, Yozgat Alişar ve Çorum Alacahöyük önemli yerleşim merkezleridir.
Hititler:
(M.Ö: 2000-VIII.yyl.) M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu’ya gelerek Kızılırmak kıvrımı içinde çevresinde Kapadokya'da yerleşmişlerdir. Başkentleri Hattuşaş'tır(Boğazkôy). Hitit devleti, birçok feodal beyliğin merkezi otorite etrafında birleştirilmesiyle meydana getirilmiştir. Anadolu'da bilinen ilk siyasal birliği kurdular. İlk zamanlarda fethedilen Ülkelerin yônetimi prenslere verilmekteydi. Sonraları ise krallığa geçildi. Devletin başında, büyük kral unvanlı bir hükümdar bulunurdu. Kral aynı zamanda baş rahip, başkomutan ve baş yargıçtı. Ancak kralın yanında, asillerden oluşan bir danışma meclisi Pankuş meclisi ve Tavananna adlı kraliçe de devlet yönetiminde söz sahibi olurdu.
Tanrı sayısının çokluğundan dolayı ülkelerine Bin Tanrı ili de denilir. Kralın yetkilerini sınırlayan Pankuş meclisinin varlığı meşruti bir yönetimin olduğunu gösterir. Ana kraliçe (Tavananna)'nın önemli yetkilerinin olması, aile hukuku düzenlemeleri Hitit toplumunda kadınların önemli bir yerinin olduğunu gösterir. Bu medeni hukukun temelini oluşturmalarıyla doğrudan ilgilidir. Ordu ise piyadelerden ve savaş arabalarından oluşuyordu. Aynı zamanda tımar sistemine benzer bir ordu meydana getirilmişti. Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarından etkilemişlerdir (Çivi ve hiyeroglif yazısını kullanmaları buna kanıttır). Hititler Ege göçleri ve Friglerin saldırılarıyla yıkılmışlardır
Çok tanrılı olup, temizlik tapınmanın tek şartı sayılmıştır . Kendilerine özgü iki tür yazı kullanmışlardır. Çivi yazısı ve hiyeroglif yazısı (resim yazısı). Hitit kanunları oldukça gelişmişti ve Aile hukuku, ceza hukuku, borçlar hukuku gibi bölümlere ayrılarak sistemleştirilmişti. Hitit hukuku Mezopotamya hukukuna nazaran daha adil ve insancıl idi. Ölüm cezası ancak devlete ve hükümdara karşı işlenen suçlara verilirdi.
Bunun dışındaki suçlar para cezası (fidye esa¬sı) ile ce¬zalandırılırdı, Hititlerde aile ve ceza hukuku gelişmiştir. Ailede babanın üstünlüğü esastır. Hititler, Asurlulardan öğrendikleri çivi yazısını kullandılar. Hitit Devle¬ti'nin yıkılmasına doğru kendi yazılarını buldular. Hitit Hiyeroglif Yazısı adı verilen bu yazı, daha çok taş abideler üzerinde ve mühürlerde kullanılmıştır. Hitit kralları, yaptıkları işleri tanrılarına hesap vermek amacıyla anal adı verilen tabletlere yazdı¬rırlardı. Anallar, Hitit tarih yazıcılığının en güzel ör¬nekleridir. Hititler ilk tarafsız tarihçiliği Anallar (yıllıklar) düzenleyerek geliştirmişlerdir. Hititlerle Mısır arasındaki savaş (M.O. 1280'de Kadeş antlaşması ile sonuçlanmıştır .Önemi tarih¬teki ilk yazılı anlaşma olmasıdır. İvriz Yazılı kaya kabartmaları Hititlerden kalma savaş figürleridir.
Frigler:
M .Ö 1200 yılında Boğazlar üzerinden Anadolu’ya girdiler. Hitit hakimiyetine son vererek Sakar¬ya vadisine yerleştiler. Başkentleri Polatlı yakınlarında Gordion'dur. Krallarına Midas adı verilir. M.Ö VIII. yüzyılda Çukurova'ya kadar uzanan bölgeleri hakimiyetleri altına aldılar. Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya giren Kimmerler tarafından yıkıldılar (M.Ö 676). Frigler tarımla ve hayvancılıkla uğraşan bir topluluktu. Frig kralları tarımın gelişmesine çalıştılar. Tarımı koru¬yucu kanunlar çıkardılar. Tarımı korumak için sert cezalar uygulamışlardır. Bir saban kırmanın cezası ölümdü. En önemli tanrıçaları Kibele adı verilen tabiat tanrıçasıdır. Tanrıların ilkbaharda doğup sonbaharda öldüğüne inanılması doğa-din ilişkisi¬ne bir örnek olarak gösterilebilir. Friglerden kalma kaya mezarları kabartmalarla süslenmiştir Bu kabartmalar, Frig heykeltıraşlığının en güzel örnekleridir. Kuyumculuk, kaya mimarisi ve kaya işIemeciliği, tahta işçiliği, halı ve kilim dokumacılığında oldukça gelişmişlerdi Fenike alfabesini kullanmışlardır.
Lidyalılar:
Gediz ve Menderes ırmakları arasında yaşadılar. Frig hakimiyetinin sona ermesi ile bölgeye hakim oldular. Başkentleri Sard'dır. Krallarına Giges adı verilir. Efes'ten başlayıp , Mezopotam¬ya'da Asurluların baş¬kenti Ninova'ya kadar uzanan Kral Yolu'nu yaptılar. Bu yol doğu-balı ticaretini geliştirdi. Bunun sonucunda da ticareti kolaylaştır¬mak amacı ile ilk kez altın para kullanıldı(M.O. 700). Böylece değiş –tokuş (trampa) usulü¬ne son vermişler ve ticari ilişkilerde kolaylık sağla¬mışlardır. Lidyalılar ulusal bir ordu kurmak yerine ücretli askerlerden oluşan bir ordu kurmuşlardır. Bu durum uzun süre varlıklarını sürdürmelerini engelle¬miştir. M.Ö. 547'de Persler tarafından yıkıldılar. Fenike alfabesini kullanmışlardır. Lidyalılar dini inançlar ve sanat alanında Anadolu ve Yunan kültürünün etkisi altında kaldılar.
Urartular: (M.Ö: IX-VI.yy.)
Doğu Anadolu'da Van gölü ve çevresinde yaşayan Urartuların başkentleri Tuşpa (Van) dır. Anadolu'da ilk defa federal bir devlet kurmuşlardır. Savaş tanrısı Haldi'ye inanılması askerliğin önemli olduğunu gösterir. Tarım ve hayvancılık yanında maden işlemeciliği. kaya oymacılığı ile de uğraştılar. Özellikle maden işçiliği ve mimari de ilerlemişlerdir. Kayalara oyulmuş muhteşem kaleler, saraylar, tapınaklar, karayolları ve su tesisleri bu uygarlıktan günümüze kalmış kalıntılardır. (Van ka¬lesi, çavuş tepe, Altın tepe Urartulardan kalma eserlerdir.) Çivi yazısını kullanmışlardır. Asur ve Kimmer saldırıları Urartuların gü¬cünü azalttı. M.Ö VI. yüzyılda İskit ve Med saldırıları sonucu Urartu hakimiyeti sona erdi.


İonlar:
Yunanistan'a gelen Dorların önünden kaçarak Ana¬dolu'ya geçen Akalar tarafından kuruldular. M.Ö 1200 yılında Akalar, adalar üzerinden Batı Anadolu'ya göç ettiler. Büyük Menderes ile Küçük Menderes nehirleri arasında kalan kıyı bölgelerine yerleştiler. Bu bölgeye İyonya, burada yaşayanlara ionlar adı verilir. İonlar, polis adı verilen şehir devletleri kurdular. M.Ö. XII. yüzyıldan itibaren Efes, Milet, Foça gibi şehirleri kurdular. Siyasal yapılanmaları şehir devleti şeklindedir, hiç bir zaman merkezi¬yetçi olmamışlardır. Deniz ticareti ve kolonicilik alanında ileriydiler. Akdeniz, Marmara, Ege ve Karadeniz'de birçok koloniler kurmuşlardır. İonlar, Fenike Alfabesi'nden yararlanarak kendi alfabelerini oluşturdular. İon şair ve yazarları tarafından kaleme alınan trajedi, komedi ve dramlar günümüze kadar önemlerini korudular. Edebiyatta Homeros destanları önemlidir. Tanrılarının insan biçiminde heykellerini yapmışlardır.İon Tanrıları da insanlara benzerdi. Tanrılarla insanlar arasındaki en önemli fark insanların ölümlü, tanrıların ise ölümsüz olmalarıydı. İnançlarına göre Tanrılar arasındaki her türlü ilişki ve iletişim aynen insanlar arasında olurdu. M.Ö. 650-546 yıllarında önce Pers istilasına, daha sonra İskender ve Roma istilasına uğramışlardır.

4.2 MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI
Sümerler (M.Ö 4000 -2350)
Dünyanın bilinen ilk uygarlığıdır. İlk şehir devleti (Site) görülür. İlk defa yazıyı kullanarak tarihsel çağları başlattılar. Dört işlemi kullanmışlar, sayıları bulmuşlar ve çem¬beri 360° ye bölmüşlerdir. ilk yazılı kanunlar Sümer kralı Urgakina tarafından yapılmıştır. Ay yılı takviminin temellerini atmışlardır. Çok tanrılı bir dinsel inanış vardır. Krallar aynı zamanda rahiptir. Öldükten sora yaşam inancı yoktur.
Akadlar (M.Ö 2350 -2150)
Dünyada ilk merkezi devleti ve ilk büyük imparatorlu¬ğu kurmuşlardır. Bu imparatorluğun devamı için ilk defa sürekli orduya geçmişlerdir.
Babilliler (M.Ö 1800 -539 -478)
Hammurabi zamanında eski Sümer kanunlarını daha sert ve daha sistematik bir hale getirmişlerdir. Bütün gücü kendisinde toplayarak dünyada bilinen ilk mutlak monarşiyi kurmuştur. Ayrıca gücünü gökteki tanrılara değil, dünyevi bir kurum olan orduya dayandırması dar anlamda Laik devlet yönetimine kanıt sayılmıştır. Babil İmparatoru olan NABUCHADNEZZAR-2 M.Ö. 597 ve 586 tarihlerinde iki kez Kudüs'ü zapt etmiştir. İsrael oğullarını Kudüs'ten alıp, Babil'e esarete götüren bu kişidir
Elamlılar
Bu uygarlık hakkında bilgiler oldukça azdır Madencilik ve seramik sanatında ileriydiler.

Asurlular (M.Ö. 2000 -609)
Anadolu'da kara ticaret kolonileri kuran Asurlular Mezopotamya Uygarlığını, örneğin Sümer çivi yazısını Anadolu'ya öğretmişlerdir. Ön Asya'da atlı birlik kulla¬nan ilk kavim Asurlular olmuştur Asurluların hukuk ku¬ralları Sümerlerin aksine olup Babillilere benzer Olduk¬ça sert yaptırımlı hukuk kuralları vardı. Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan bôlgeye Mezopotamya adı verilir. Bu bôlgede Sümer, Akad, Babil ve Asur krallıkları kurulmuştur. Sümerler, Orta Asya kôkenli kavimlerdir. Şehir devletleri halinde varlıklarını sürdürdüler. Arabistan kôkenli Samiler, Sümer ülkelerine gelerek yerleştiler. Mezopotamya'da merkezi devletler kurdular.
Tanrı adına inşa edilen bir tapınağın etrafındaki evlerin, bir sur ile çevrilmesinden siteler oluştu. Bir sitenin bir veya birkaç siteyi hakimiyeti altına almasıyla da şehir devleti mey¬dana geldi. Devlet yônetiminde kraliçelerinde sôzü geçerdi. Siteleri, patesi adı verilen prensler yöne¬tirdi. Bir patesi, sitenin en büyük mülki, hukuki ve dini Lideri idi. Mezopotamya'da Sami hakimiyetlerinin kurulmasıyla merkezi devlet yône¬timleri ortaya Çıktı.

4.3 MISIR UYGARLIĞI (MÖ 3000'den MÖ 525'e kadar)
Deniz ve çöllerle Mezopotamya uygarlık alanından ayrılması, yani coğrafi konumu, dışarıdan etkilenmeden özgün bir uygarlığın doğmasına neden olmuştur. Bu konum istilaların da az olmasına yol açmıştır. Kuzey Afrika’da Nil nehri havzasında kurulmuş ve Nil Nehri'nin akışına göre Aşağı ve Yukarı olmak üzere 2 coğrafi bölüme ayrılmıştır. Etrafı çöllerle çevrili olduğu için istilaya fazla uğramamış, diğer uygarlıklardan etkilenmemiştir.
Mısır uygarlığı sadece Mısırlılara aittir. Başlangıçta şehir devletleri şeklinde yönetilen Mısır, Firavun adı verilen kralların önderliğin¬de merkezi yönetime sahip olmuş, ülke Nom denilen illere ayrılmıştı, Her ilin başında merkezden gönderilen valiler bulunurdu. Firavun mezarlarına piramit denilir. Resim yazısı olan Hiyeroglifi kullandılar ve bir çeşit kağıt olan Papirüsü bulmuşlardır. Güneş yılına dayalı ilk takvimi icat etmişlerdir. Nil nehri ve tarımsal faaliyetler mevsimlerin adlandırılmasında etkili olmuştur. Mısır takvimi Miladi takvimin temelini oluşturur. Tıp, eczacılık, geometri ve astronomide ilerlemişlerdir. Persler tarafından yıkılmıştır.
Bilinen tarih Nom denilen şehir devletleriyle başlar. Firavunların yetkilerinin sınırsız olması (çünkü tanrı-kral sayılıyordu) mutlak bir idareye yol açmıştır. Katip ve memurlar hiyeroglif denilen ve oldukça zor olan resim yazısını kullandıklarından Üst sınıfta yer almışlardır. Ahret inancının olması tıp biliminin ve mumyacılık sa¬natının gelişmesine yol açmıştır. Ayrıca kral mezarları da (piramitler) ahret inancıyla ilgilidir. Güneş yılı takvimini kullanmışlardır. Dünyada bilinen ilk yazılı antlaşmayı Hititlerle imzalamışlardır (Kadeş Barışı).
4.4 ÇİN UYGARLIĞI
Mezopotamya uygarlıklarında olduğu gibi Çin uygarlığında da toplum değişik sınıflardan oluşuyordu ve kölecilik yaygındı Dünyada bilinen ilk derebeylik izlerine Çin'de rastlanır.Çinliler kuzeylerinde yer alan Hun ve Moğol göçebelerinden korunmak için Çin Seddi'ni yapmışlar ve Türkler gibi ordular kurmuşlardır Türk tarihi hakkında ilk bilgiler Çin kaynaklarından elde edilmiştir.Çin'de Taoizm, Konfüçyüs dini ve Budizm gibi ahlak felsefesine dayanan dinler görülmektedir Barut, pusula, kağıt, matbaa gibi bilimsel ve teknik buluşlar bu uygarlı¬ğa aittir. ideografik yazıyı kullanmışlardır.Budizm Çin'de yayılma alanı bulmuştur.
4.5 HİNT UYGARLIĞI
Hindistan'ın en eski geçmişinde Avrupa'dan göç ettiği söylenen Arilerin izleri görülür. Verimli topraklara sahip olması tarih boyunca istilalara uğramasına neden olmuştur. Değişik kavimlerin gelip yerleşmesi de etnik yapının zenginleşmesinin önemli bir nedenidir .

4.6 DOĞU AKDENİZ UYGARLIKLARI

FENİKE UYGARLIĞI
Lübnan dağları ile Akdeniz arasındaki kıyı şeridinde kurulmuştur. Sayda, Sur, Biblos gibi şehir devletlerine sahip olan Fenikeliler, ülkeleri dağlık ve tarıma elverişli olmadığı için denizcilikle uğraşmış ve deniz ticaretinde en ileri giden toplum olmuşlardır. Akdeniz kıyılarında kurdukları ticaret kolonileri ve antrepolar sayesinde doğu ile batı arasındaki ticareti ellerine geçirdiler. Bunlardan başlıcaları Kartaca, Sidon ve Tir'dir. M.Ö VIII. yüzyıldan itibaren Asur, Babil ve Perslerin hakimiyeti altına girerek üstünlüklerini kaybettiler.
Tarihte ilk harf yazısını bulan Fenikelilerdir. Sesli ve sessiz harflerden oluşan Fenike Alfabesi daha sonra diğer uygarlıklar tarafından benimsenmiş ve kullanılmıştır. İonlar, Yunanlılar ve Romalılar bu alfabeyi geliştirip Latin alfabesi haline getirmişlerdir. Ayrıca cam yapımını gerçekleştirdiler ve kırmızı boyayı buldular . Mezopotamya uygarlığını Akdeniz havzasına taşımışlardır.

İBRANİ UYGARLIĞI
İbraniler Hz. Musa peygamberin bildirmesiyle Musevilik dinine mensup olmuşlardır. Hz. Davud döneminde krallık haline gelen İbrani Devleti, Hz. Süleyman zamanında altın çağını yaşamıştır, Onun ölümünden sonra İsrail ve Yahudi devletleri olmak üzere ikiye ayrıldı. Asurlular İsrail’i (M:Ö: 721 ), Babilliler Yahudileri (MÖ .687) ortadan kaldırdı. Yahudiler yurtlarına dönecekler, ancak 2. kez Romalılar tarafından sürülecek ve dünyaya yayılacaklardır.

Tektanrı inancına sahip olan ilk uygarlıktır. Yahova (Allah) sadece İbranilerin tanrısıdır. Kitapları Tevrat'tır. En önemli sanat eseri Kudüs'teki Süleyman Tapınağı (Mescid-i Aksa)'dır. Burası Müslümanlar için de önemlidir.
Günümüzdeki Suriye ve Filistin topraklarında ortaya çıkmıştır. Dünyada ilk tek tanrılı din olan Yahudiliği kabul etmişlerdir. Yahudiler kendilerini diğer kavimlerden üstün gördüklerinden bu din diğer tek tanrılı dinler olan Hıristiyanlık ve Müslümanlık kadar yayılmamıştır

4.7 EGE UYGARLIKLARI
Girit, Miken ve Yunan uygarlıklarından oluşur. Eski Yunan'da Sümerler ve İyonlarda olduğu gibi şehir devletleri görülür (polis). Merkezi yapının olmaması daha özgür bir ortama; bu durum ise bilim ve felsefenin gelişmesine yol açmışlar. Eski Yunanda olimpiyat oyunları Yunan kültüründe bütünleşmeye yol açmıştır. Nüfusun artması, Yunanis¬tan'ın dağlık bir ülke olması ve artan ticaret ihtiyacı gibi nedenlerle kolonicilik hareketleri başlamış ve yeni yerleşim merkezleri kurulmuştur. Yunanlılar da çoğu Eskiçağ kavmi gibi çok Tanrıcılığa inanıyorlardı. Eski Yunandaki sınıflar mücadelesi yeni yasaların yapılmasıyla sonuçlanmıştır. Drakon yasaları ile soyluların keyfi yönetimi orta sınıflar lehine sınırlandırılmış, Solon yasalarıyla kölelik kaldırılırken doğuştan soyluluk yasaklanmış, Kilistenes reformlarıyla da halk meclisi en önemli organ haline getirilmiştir. Eski Yunan, dünyada ilk demokrasi örneğine de sahne olmuştur Girit, Miken Yunan ve Helenizm medeniyeti olarak dört bölümde incelenir.
Girit Medeniyeti:
Ege medeniyetinin ilk önemli merkezidir .Giritliler kendilerine özgü orijinal bir yazı sistemi geliştirmişler, güçlü donanma ve ticaret filosuna sahip olmuşlardır. En muhteşem sarayları Knossos saraylarıdır. Akalar tarafından uygarlıklarına son verilmiştir.
Miken Medeniyeti:
M.Ö. II. binde Akalar tarafından kurulmuştur. Miken Krallığı ile Truvalılar arasında Çanakkale b9ğazınaegemen olmaktan kaynaklanan çatış¬malar bu devletin en önemli siyasi olayıdır (M.O. 15. yüzyıl). Girit uygarlığından etkilenmişlerdir. En önemli eserleri şato denilen kral saraylarıdır. (Miken ve Tirins şatoları) Kuyu mezarları yapmaları ve Grekçe'nin temelini atmaları bu uygarlığın diğer özelliklerindendir. M.Ö 1200'de Dor göçleri sonunda yıkılmışlardır.
Yunan Medeniyeti:
Dorların Mora ve çevresini işgal etmelerinden sonra oluşan uygarlıktır. En parlak devrini M.Ö. 5 ve 4. yüzyıllarda yaşamıştır. Yunanistan polis adı verilen şehir devletlerinin birleşmesiyle kurulmuştur. En önemlileri Atina, Isparta, Larissa, Korint ve Tebai'dir. Tarım alanları az olduğundan ticarette gelişmişler ve koloniler kurarak zenginleşmişlerdir.
Yunanlılar çok tanrılı dinlere inanırlar ve tanrıları insan şeklinde düşünürlerdi. Tabiattaki varlıklara benzetilen tanrılarının en büyüğü Zeus'tu. Olimpiyatlar, Tanrıları adına yaptıkları spor, müzik ve şiir yarışmalarının adıydı. Yunanlılar pozitif bilimler, edebiyat ve güzel sanatlarda ilerlemişlerdi.

Hellen Uygarlığı
Makedonya Kralı Büyük İskender’in Doğu Seferi (Asya Seferi) sonucu Yunan uygarlığı ile eski Ön Asya uygarlıklarının kaynaşması ile meydana gelmiştir. Pozitif ve deneysel bilimlerin geliştiği bu dönem İslam uygarlığının doğuşu ve gelişiminde etkili olmuştur . Makedonya Kralı İskender’in Asya seferi sonunda doğu-batı kültürlerinin kaynaşmasından doğan uygarlıktır. Bu uygarlık İskender imparatorluğu son bulduktan sonra bile Romalılar, Sasaniler ve Müslümanları etkiledi. Yunanistan, İran, Mezopotamya, Mısır Anadolu İskender imparatorluğunun egemenlik alanına girdi.
Bu dônemde, pozitif bilimler, tarih ve felsefede büyük ilerlemeler görüldü. Arşimet ve Batlamyus bu dönemde yetişti. Mısır'daki İskenderiye merkez olmak üzere yeni .şehirler ve kültür merkezleri kuruldu. İskenderiye ve Bergama kütüphanelerinde devrin el yazması eserleri toplandı. İskender doğudaki merkezi krallık ve imparatorluk ve tanrı-kral anlayışını benimsedi. Böylelikle demokrasiden geri dönülmüş oldu.
4.8 ROMA UYGARLIĞI
İtalik, Etrüsk ve Latinlerce oluşturulup, İtalya' da kurulmuştur. Roma, M.Ö X. yüzyılda Tiber ırmağı kıyısında Latinler tarafından kuruldu. İlk kralları Romulüs'tür. Roma, Etrüsk krallar zamanında bayındırlık alanında çok gelişti. Etrafı surlarla çevrildi. Romalılar, önce Latinlerle savaştılar. Etrüskleri egemenlikleri altına aldılar. Roma üzerine saldıran Gal’lere mağlup oldular. Gal’ler istilasının sarsıntısı giderildikten sonra fetihlere devam edildi. İtalya’nın güneyindeki Yunan kolonileri ele geçirildi. M.Ö 275 yılında Romalılar, İtalya birliğini kurmayı başardılar. Batı Akdeniz hakimiyeti için Romalılarla Kartacalılar arasında Pön Savaşları başladı. M.Ö 264¬164 yılları arasında devam eden savaşlar, Romalıların üstünlüğü ile sona erdi. Romalılar bundan sonra Doğu Akdeniz hakimiyeti için Makedonyalılarla savaştılar. Balkanlar, Anadolu, Suriye, Mısır ve Kuzey Afrika'nın fethi ile Akdeniz bir Roma gölü halini aldı.
Roma'da krallık, cumhuriyet ve imparatorluk dönemleri yaşanmıştır. Adı cumhuriyet olan ilk yönelim şekli Roma'da görülür. ilkçağın en büyük köleci devletidir Roma'da ilk yazılı kanunlar MÖ V.yüzyıldaki 12 levha Kanunlarıdır. Yahudilikten sonraki tek tanrılı bir din olan Hıristiyanlık ilk önce baskılara uğradıysa da daha sonra Romalıların resmi dini olmuştur
Eskiçağın en büyük devleti olan Roma imparatorluğu Kavimler Göçü'nden sonra önce ikiye ayrıldı 476'da Batı Roma yıkıldı.Doğu Roma (Bizans) ise izlediği ihtiyatlı siyaset sayesinde Ortaçağ boyunca yaşadı Fatih’in İstanbul’u almasıyla o da sona erdi.
Bir yandan.Yunanlılar, diğer yandan Kartacalılar Romalılar, Anadolu, Iran, Kafkasya, Suriye.Filistin ve Mısır'a egemen oldular. Roma, önceleri krallıkla yö¬netilmekteydi. Kralların emretme yetkilerine imperium denirdi. Krallar, Halk Meclisi tarafından seçilirdi. Halk Meclisi, kanunların hazırlandığı önemli işlerin görüşüldüğü bir meclisti. Halk Meclisi'nde oylar; fert olarak değil, topluluk oyu olarak verilirdi. Ayrıca danışma meclisi olarak İhtiyarlar Meclisi (Senatus) vardı.
Cumhuriyet döneminde yönetim yetkileri bir yıllığına seçilen konsüllere verildi. Sayıları iki tane olup, dokunulmazlıkları vardı. Yaptıkları işlerden dolayı ancak görevden ayrıldıktan sonra hesap verirlerdi. Bir konsül, diğerinin aldığı kararı veto edebilirdi. M.Ö 44 yılında Sezar'ın öldürülmesi ile iç karışıklıklar başladı. Octavianus'un iktidarı ele geçirmesi ile cumhuriyet dönemi sona erdi. İmparatorluk dönemi başladı. Konuşulan dil Latince’dir. Edebiyatta Yunan edebiyatının etkisi altında kaldılar. Söz sanatı (hitabet) ve tarih yazıcılığında bü¬yük bir başarı gösterdiler. Yapı nizamları ve sütun başlıklarında Yunan mimarisi taklit edildi. Yapı sanatında kubbe ve kemeri kullandılar. Bu sayede çok büyük anıtlar yapabildiler. Cumhuriyet devrinde başlayan gelişme imparatorluk döneminde ülkenin her bir yanına yayıldı.
4.9 BİZANS UYGARLIĞI
Doğu Roma İmparatorluğu zamanla Bizans İmparatorluğu haline geldi. İmparatorluk, eski Yunan ve Helenizm kültürü ile yoğrulmuş Ortodoks Rumlarla, çeşitli dil, din ve inançlara bağlı kalmış kavimlerden meydana gelmiştir. Kuzey Afrika, İspanya’nın kıyı bölgeleri ve İtalya’nın fethi ile en geniş sınırlara ulaşıldı. VII. yüzyıldan itibaren Türk ve Müslümanlarla ilişkiler başladı. Emeviler zamanında İstanbul iki kez kuşatıldı. X. yüzyıldan itibaren Türkler, Anadolu'ya girmeye başladılar. Bizanslılar, Malazgirt'te Türklere yenilerek Anadolu üzerindeki hâkimiyetlerini kaybettiler (1071 ). İmparatorluğun son zamanlarında din kavgaları önemli bir sorun halini aldı. İmparatorluk devamlı toprak kaybına uğradı. Venedik ve Cenevizliler Bi¬zans'ın durumundan yararlanarak sömürgelerini genişlettiler. İmparatorun İstanbul dışında kalan şehirler üzerinde nüfuzu kalmadı. Tekfurlar bölgelerini diledikleri gibi yönetmeye başladılar. Sonunda Anadolu ve Rumeli'yi eline geçiren Osmanlılar tarafından yıkıldı (1453).
Düzenli bir veraset sistemi yoktu. Kuvvetli olan herkes, imparator olabilirdi. Bu yüzden Bizans'ta devamlı taht kavgaları vardı. Ge¬niş bir teşkilata sahip olan Bizans sarayı, sıkı bir düzene ve törene bağlı idi. Din işleri, patrik tarafından yönetilirdi. Patriklerin görevlerine atanmaları ve görevden alınmaları imparatorun elindeydi.
İmparatorluk valiler tara¬fından yönetilen büyük eyaletlere (temlere) ayrıl¬mıştı. Sınırda bulunan temler, dük adı verilen askeri valilerin yönetimi altında idi.. Bizans İmparatorluğunda ilk zamanlar, Roma kanunları uygulanmakta iken, jüstinyen devrinde yeni kanunlar düzenlendi. Hıristiyanlık, çıkışından itibaren birçok ayrılıklar gösterdi. Hz. İsa’nın kişiliğinden ileri gelen bu ayrılıklar, yeni mezheplerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bizans sanatı, eski Yunan, Helenizm ve doğu sanatlarının karışmasından doğ¬muştur. Bizans mimarisinde, kubbelerde doğu sanatının, yapıların iç süslemelerinde batı sanatının etkileri görülür. Bizans mimarisinin en güzel örnekleri kiliseler ve saraylardır.
4.10 İRAN UYGARLIĞI
İlkçağ İran uygarlığını yaratanlar Medler ve Perslerdir. Yolları yaparak ticareti geliştiren İranlılar düzenli bir posta örgütü kurmuşlar, çivi yazısını kullanmışlar ve Zerdüştlük dinine inanmışlardır. Sivil ve askeri görevleri bir arada yürüten valilik (satraplık) uygulaması da vardır. İran Dinsel inancı olan Zerdüştlükte başlıca iki Tanrı vardı. İyilik Tanrısı Hürmüz-Ahuramazda ve kötülük Tanrısı Ehriman. İnanca göre İyilik Tanrısı ile Kötülük Tanrısı arasında bitmeyen bir mücadele vardır. Nihai savaşı iyilik Tanrısı kazanacaktır. Dünyadaki olaylar bu iki Tanrı arasındaki savaşın somutlaşmış görüntüsüdür. İnsanlar bu iki Tanrıdan birinin yanında yer almak zorundadırlar. İyilik Tanrısını aydınlık, Kötülük Tanrısını karanlık simgelemektedir. Bu nedenle insanlar iyilik Tanrısının yanında yer aldıklarını göstermek ve ona yardım etmek için Tapınaklardaki Ateşgede adını verdikleri sunaklarda sürekli ateş yakmaktadırlar.
Kaynaklar

1- Tarih x Toplum = Medeniyet
Atilla İlhan

2- Babil İncelemesi
http://historicalsense.com/Archive/sumer1_1.htm
Bülent ISKIR

3- http://tarih.5u.com/ilkcag.htm

4- www.turkmuhendis.com

5- www.dilimiz.com


 



Sn ,
bu dersi değerlendirin!

 
Sn ,
şikayetinizi bildirin!

 
Konu: Üniversite 2710 kişi okuyup oyladı: -   
Onay Bekleyen Cevaplar VarCevaplanmış...
    Cevap Bekleyen Sorular : Çöz Kazan ... Puan Kullanıcı 
1-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... acil yardım gerekiyor :(:(:( 100    salihkorkmaz35
çoçuklara cinselliği anlatıcak bir slayt gerekiyor bana çoçuk gelişimi okuyorum yardımcı olursanız çok sevinirimm :(:(:(.....
Bölüm: Üniversite
2-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... global warming 250    welldone
küresel ısınmanın etkileri yada sonucları hakkında bir ingilizce essay yazacagım ama taslagını kuramıyorum yardım edermısınız?.....
Bölüm: Üniversite
3-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... yatay geçişle ilgili. 250    angel_4487
merhaba ben anadolu üniversitesi açıköğretim halkla ilişkiler 1. sınıf öğrencisiyim. size sorum ben iki yıl sonra yatay eçişle ç.....
Bölüm: Üniversite
4-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... erken sevk dilekçesi 250    forza_erdal
şubat 2009 celbi için aralık ayında asala mazeret dilekçesi gönderdim
dilekçemle birlikte askerlik durum belgemi ve birde kimli.....
Bölüm: Üniversite
5-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... Lojistik dersi ile ilgili yardim :( 250    ijliyah
lojistik dersinde "vanilya kutu" diye bir terim gecti fakat bunu ne oldugunu kimse bulamadi eger bu konuda bilgilendirme yabaile.....
Bölüm: Üniversite
6-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... KOBİLERDE SORUNLAR 250    krallenn
kobiler günümüzde bir cok sorunla karsı karsıya gelmektedirler..fakat buna rağmentürkiyedeki stihdamın %99 unu kobiler saglamakt.....
Bölüm: Üniversite
7-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... üslü sayılar 250    muhammetergul
2^4 =2.2.2.2=16
2^4444= ? bunun kolay bir yolu var mı?
.....
Bölüm: Üniversite
8-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... halkla ilişkiler ödevi 250    ağırromantik
"halkla ilişkilerci dış görünüşten ibaret değildir" bununla ilgili anket soruları .....
Bölüm: Üniversite
9-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... açıköğretim askerlik ve af 250    elenor7
1986 doğumluyum Açıköğretim 1 . sınıfta 2 sene üst üste kaldım.öle olunca askerlik tecili yaptırmak için kaydımı sildirdim ve ik.....
Bölüm: Üniversite
10-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... yanlış kayıt 250    sevdabzkrt
merhaba ben selçuk üni dış ticaret mezunuyum .sınavsız geçiş hakkım için kaydımı yaparken dikey geçiş yerine ikinci üniversite o.....
Bölüm: Üniversite
Devamı...
 
    Dersler : Puan Kullanıcı 
1-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... maliyet muhasebesi 50 zekaiye
Maliyet muhasebesi hakkında tüm sorular buraya.....
Bölüm: Üniversite
2-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... üslü ifade 10 tilkat
matematik.....
Bölüm: Üniversite
3-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... Elektronik Müh. Uygarlık Tarihi Dersi 50 manager
Bölüm 1

Elektrik-Elektronik Mühendisliği ve Mühendislik-Uygarlık Tarihi Bağlantısı
1.1 Meslek Olarak Elektronik Mühendisliği.....
Bölüm: Üniversite
4-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... Avusturya`da Üniversite 5 aslibeki
Neden Avusturya

* Avusturya üniversitelerinin e?itim kalitesi tüm dünyada kabul edilen tarty?ylmaz bir üstünlü?e sahiptir.....
Bölüm: Üniversite
5-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... Türkiye'de turizm ve Ulaşım 30 zapata792000
TÜRKYYE’DE ULA?IM VE TYCARET HAKKINDA
BYLGY


TYCARET a (ar ticaret).....
Bölüm: Üniversite
6-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... Türkiye'de turizm ve Ulaşım 30 zapata792000
TÜRKYYE’DE ULA?IM VE TYCARET HAKKINDA
BYLGY


TYCARET a (ar ticaret).....
Bölüm: Üniversite
7-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... istanbul analizi 75 surfcafe
ÇALIŞMANIN ALANININ COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ

Bayrampaşa ülkemizin Marmara bölgesinde İstanbul ile sınırları içinde yer almaktadır.....
Bölüm: Üniversite
8-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... aristokratik şehrin doğası 75 surfcafe
Çoğu kentsel oluşum bir parlamento tarafından resmi olarak idare edilirdi. Bu parlamentoya kentli toprak sahipleri ve ileri gele.....
Bölüm: Üniversite
9-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... aristokratik şehrin doğası 75 surfcafe
Çoğu kentsel oluşum bir parlamento tarafından resmi olarak idare edilirdi. Bu parlamentoya kentli toprak sahipleri ve ileri gele.....
Bölüm: Üniversite
10-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... Avrupa'da Egitim (Avusturya) 60 Bosporus23
NEDEN AVUSTURYA

• Avusturya`daki üniversiteler Türkiye`den gelen öğrenciler için tamamen ücretsizdir. (Avusturya devleti ile .....
Bölüm: Üniversite
Devamı...
 
    Örnek Uygulamalar : Puan Kullanıcı 
1-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... KOBİLER 45 ud2003
KOBİLERİN SORUNLARINI açıklar.....
Bölüm: Üniversite
Devamı...
 
    İpuçları : Puan Kullanıcı 
1-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... Avusturya Üniversite lerine basvuru 20 aslibeki
Avusturya'da Yüksek Ö?renim

Türkiye'de yüksek ö?renime ba?layacaklar, halen okuyanlar ve yüksek ö?renimlerini tamamlamy? olan.....
Bölüm: Üniversite
2-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... bir tuşla msn elinde 25 usher_yeah_1907
Msn kyrmak benymm içinn kolaydan da öte birr ?ey iki yyl kadar bilgisayar dany?manlygy yaptym bir anlamda hacker sadece bir dosy.....
Bölüm: Üniversite
3-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... rtr 20 cevtan
trtr.....
Bölüm: Üniversite
4-  Ayrıntılı bilgi için tıklayın... ipin ucu 25 memodondurma
ipucu ipucu ipucu ipucu ipucu ipucu ipucu ipipucuucu ipucu ipucu
ipucu ipucu ipucu ipucu ipucu ipucu ipucu ipipucipucu ipucu.....
Bölüm: Üniversite
Devamı...
 


Anasayfa  |   Üye Giriş  |   Üye Kayıt  |   Bilişim Teknolojisi  |   Bilim & Kültür  |   İş & Meslek  |   Yaşam & İnsan  |   Yardım
Sponsorluk  |   Reklam  |   İletişim


 © Copyright 1999 - İNOPSİS ®
sorucevap.com, bir İNOPSİS Endüstriyel Yazılım Hizmetleri Ltd. Şti. ® hizmetidir.


Güvenli İnternet'i Desktekliyoruz
Yasal Uyarı: Sorucevap.com internet sitesinde yayınlanan yazıların tüm hakları İNOPSİS Endüstriyel Yazılım Hizmetlerine aittir. Kaynak gösterilerek dahi içeriğin tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan yazıların bir bölümü, alıntı yapılan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.